15 Temmuz 2009 Çarşamba

Bahçeye bak be ;)


03 Temmuz 2009 Cuma

:.(

14 Mayıs 2009 Perşembe

...

Amma da uzun zaman olmuş yazmayalı, hiç farketmemişim bu kadar ara verdiğimi.
Evet bir süredir yazmıyordum ama 20 gün olmuş yaw nerdeyse :))

Öldünmü kaldınmı diye merak edenler için bu yazı daha çok, onlar hatırlatmasa yazacağım da yoktu ne yalan söyliyim.
Uzak kalınca blogdan bir müddet rahatsız hissettim kendimi ama sonra bir rahatlama çöktü ki sorma gitsin :P
Bu arada türlü türlü kitaplar okudum.
Yeni insanlar tanıdım.
Yeni heyecanlar edindim.
Havalar ısındı kendimizi parklara sahillere atar olduk daha çok.
Yazılar yazdım. beğendiklerim de oldu, reziiiil dediklerimde.
Eğer treni kaçırmadıysam haftaya amatör, mini bir reklam filmi çekeceğim.
Tv içinde oluşturmayı düşündüğümüz bir dizi projesi var ekipçe.
Can havalar ısınınca tam bir azman a dönüştü, dur yok durak yok :))
Yapmam ve yazmam gereken çok şey var ama bende o kadar enerji yok.
Vitaminlere emanet ettim kendimi.
Artık psikolojikmidir nedir içtiğimde duracell ayıcıkları gibiyim ama unuttuğumda kolumu kıpırdatacak halim yok.
Bir de sinir stres yüklüyüm ki bu aralar. Çarpıyorum yaklaşanı :P
Havadandır deyip geçelim neyse...
Şimdilik bu kadar benden...
Merak eden herkese öpücükler :x

27 Nisan 2009 Pazartesi

Buralardaydım :P

Buralardaydım, okudum, bakındım diye not düşmek istedim.
Yaza yaza bi hal oldum buraya yazacak takatim yok valla :)

Hafta içi bi aşama kaydetmeyi umuyorum belki ondan sonra yazacak bişiler çıkar kimbilir :P

23 Nisan 2009 Perşembe

Fotoğrafın dili


Kimi zaman fark etmiyoruz yanı başımızdaki şansı, sevgiliyi, acıyı, umudu.
Yanımızdan geçen biri belki katilin olacak ilerde.
Yada merdivende arkanda oturan çocuk hayatının aşkı.

Karşı kıtada oturan bir kadın var belki bu dünyada seni anlayabilecek yegane insan.
Dünyanın öbür ucunda yaşayan biri var belki yıldızlara bakarken seninle aynı şeylere kafayı takan.

Kocaman bir zincirin halkalarıyız biz.
Ne kadar yabancı gibiysek de yakınız aslında.
Birimize bir şey olduğunda karışır düzen.
Tek sorun farkına varmakta.

Öykü Atölyesi için...

22 Nisan 2009 Çarşamba

Dıkandım

Ardı arkası kesilmeyen postlarım hiç hayra alamet değil.
Dıkandım hiç bişi yazamıyorum...

Kahve Falı


Kendinden fallı kahve fincanı, süpermiş :)
Niye bize özgü olduğunu sandığım bu kaynak fikirden fransızlar bi tasarım yapmış acaba???

Sar geriye



Harika bir kısa film, mutlaka izleyin...

21 Nisan 2009 Salı

Her bahçeye lazım...



20 Nisan 2009 Pazartesi

Şahaneyim...

Yazamıyorum çünkü çook çalışıyorum ;P
Yanlış anlaşılmasın çalışıyorum dediysem gözlerim pörtlemiş, sıkıntılar içinde ite kaka sürünür halde değilim ;) aksine şahaneyim büyük bi hevesle yeni filmler izliyorum, kaynak kitaplar okuyorum, habire bişiler karalıyorum hemde sabahın kör saatlerine kadar.
(çalışmak = eğlenmek)
Ama buraya giremiyorum. İşin var diyorum, işine dön ;)

İlk dersten çıktığımdan beri her hücremi kaplayan bi heves, bi huzur var üstümde.
Çok özlemişim yeni şeyler öğrenmeyi, fikir üretmeyi, kafa patlatmayı.
Gerçi şu ara tıkanmış vaziyetteyim ama geçecek diye umuyorum, bakalım.

Giderken ve orada oturmuş beklerken, hatta öncesinde gece yarısı "allahım naptım ben" vazmı geçsem, şimdi orası teenage abidik gubudik tiplerle doludur, ne işim var, çoluk çocua karışmışın otur yahu desemde, dur şu ilk ders bi olsun diye yatıştırdım sürekli kendimi.
Ama itiraf ediyorum her an vazgeçebilcek kıvamdaydım.

Cumartesi oldu bi heves attım kendimi evden, atladım bi taksiye, taksicide bi konuşkan şansıma farketmeden geldik okulun önüne.
Ve eeeee diyorum başka bişi çıkmıyor, Eeeee nolcak şimdi.
Aptallaştım resmen otursam mı, ayaktamı dursam, bişiler mi içsem, sigaraya tekrar mı başlasam.
Bi hışım, sırf hareket olsun diye attım kendimi okulun içine, içerde bi tadilat var ki sorma gitsin. Bahtsızsın kızım sen dedim bu ne, böyle okul mu olur, bu seste sen nah öğrenirsin yazmayı çizmeyi. Sora sora nihayetinde bi yetkili buldum kendime "ki o yetkili soru cevap şeklinde maillaştığım, sorduğum herşeye akabinde aynı şirinlikle cevap vermiş, bu okula pat diye yazılmamda kesin katkısı olan kişi imiş" gerekli evrağı doldurdum, lazım olacakları not ettim, ben sizi toparlıycam hoca gelince talimatını aldım tekrar indim bahçeye.

Hiçkimseyi tanımamanın verdiği huzursuzlukla çöktüm bir yere, diktim gözlerimi yola geleni geçeni dikizliyorum. Önümde kocaman bir grup oturuyor, gittikçe de çoğalıyorlar. Kahkahalar gırla, projeler, fikirler havada uçuşuyor. Çok kıskandım ama belli etmedim, benimde masaya kapanmış uyuyan bir partnerim vardı yani.

Neyse ders saati geldi ve şansıma dünyalar tatlısı bi hoca düştü bize.
Bizden daha hevesli, daha ilk günden "hadiyin koçlarım" hissi veren.
Bildiği herşeyi paylaşacağına inandığım, samimiyetine ilk günden kapıldığım.
Su gibi aktı gitti 4 saatlik ders.
Ders saatinden itibaren okulda çıtda çıkmadı, zaten bitmek üzereymiş tadilat. Süper dimi?
Tek gürültü dışarda oyun provası yapanlardan geliyordu. Allahım nasıl güzel bi his.
Bi kere daha kızdım kendime...
Herşeye rağmen, herkese rağmen eşşek gibi çalışıp gitmeliydim o üniversiteye.

Yan sınıfımızda da büyük usta Ayla Algan oyunculuk dersi veriyor, arada gelip bize de bişiler anlatıyor, bildiklerini paylaşıyor. Sanki ilk günümüz değil yani okulda, sanki herkes birbirini daha önceden tanıyor.
Aklım Can'ımda olsada, orada olmak çok keyifliydi kısaca. Yetmedi. Aç kalktım sanki masadan. Benden bişi çıkmasa bile full time öğrenci olma gibi planlar yapıyorum :))

Yeter bu kadar çalışmam lazım.
Perşembeye kadar bi kısa film fikri bulup, şekillendirmem lazım.
Ve burada söylememem gereken bir iki şey içinde yaratıcı fikirler bulmalıyım.
Öyle bi zorunluluğum olmasa da bulmalıyım. Kendim için, bana iyi geldiği için :)

15 Nisan 2009 Çarşamba

Hadi okula ;)

Okula başlıyorum bu hafta sonu...
Yıllardır ertelediğim, dün gece küt diye karşıma çıkan, bu sabah bütün bilgilerini aldığım, şimdiyse sabırsızlıkla beklediğim, gelmiş geçmiş en büyük hevesime :)

Bana şans dileyin ;)

14 Nisan 2009 Salı

Öyle işte...

Yılın en aydınlık sabahına uyanıyorum.
Penceremden içeri giren sadece gün ışığı değil, kuş sesleride geliyor kulağıma en cıvıltılısından.
Gözümü açmadan biliyorum.
Hava güzel, güneş tepede, sakin bir bahar günü bugün.
Ne zaman kuş cıvıltılarıyla uyansam böyle olur işte, biliyorum.
Derin ama yumuşak bir nefes alıyorum.
Ama ayılmama yetmiyor.
Yataktan kalkmam her zamanki gibi uzun sürüyor.
Yatağın tüm sıcaklığını iliklerime işliyorum.
Bütün miskinliğimle kedi gibi bi sağa bi sola kıvrılıyorum.
En sonunda kollarım, bacaklarım ağrıyana kadar geriniyorum.
Bir yandan da atıyorum kendimi yataktan çünkü başka türlü nasıl çıkılır bilmiyorum.

Aşağıya inip mutfağa yollanıyorum.
Önce kaynasın diye su koyuyorum kettle'a, yanına da mini beyaz peynirli bir sandviç hazırlıyorum.
Çayım hazır olup ilk sıcak yudumumu alınca + bir de sandviçimden ısırık, kurabiye yapmaya başlıyorum en hevesli ama en parmak ucu halimle.
Ama engellenmekten hoşlanmayan sakarlığım hiç şaşmaz, gösterdi tabii kendini gene.

Tüm hasarlara rağmen işimi bitirip çökebiliyorum nihayetinde fırının karşısına.
Kurabiye kokusu eve yayılırken elimde soğumaya yüz tutmuş çayım mest oluyorum.
Çikolatalı olması da bir başka tabii, yutkuna yutkuna şaheserlerimi seyrediyorum.
Sonra günümün, olurmu ya! "ömrümün" en harika sesi ekleniyor bu resime.

-Anneeeem, ben uyandımmm.

Gülümsüyorum...


Benim olduğun için ne kadar şükretsem az...
Sen olduğun için ne kadar şükretsem az...

13 Nisan 2009 Pazartesi

Başlangıç

Buraya hep mutlu mesut haberler mi yazmalı yoksa arada geçirdiğim bunalımvari hallerde yer almalı mı karar veremedim...
Bu aralar böyleyim...
Keyfim yok...

Yazmak en iyisi aslında ama yazıp ölümsüzleştirmek istemiyorum.
Unutululabilir kalsınlar, hatırlanmakta zorlanan ayrıntılar olsunlar.

Yazmadığım zamanlarda dersime çalışıyor olucam.
Yeni hayatıma hazırlık yapıyorum...

07 Nisan 2009 Salı

Gülben Ergen - Ayşe Arman





Bu kadını sevip sevmemek arasında gidip geliyorum hep.
Bu halleriyle gördüğümde sıcak, samimi, şirinlik muskası gibi bişi beliriyor kafamda.
Tv de gördüğümde, bir eğreti laf ettiğinde soğuyuveriyorum.
Ama bu kadar doğru insan olduğuna göre etrafında yanılıyorumdur diyorum.
O da tv de kendi ifade edemeyen, kameraları gördümü başka mod a geçenlerden sanırım.
Ayşe Arman ile yaptığı röportaj yine çok şeker, çok samimi.
Daha ilk görüşte "Nihat Odabaşı çekmediyse nolıyım" dediğim fotolar da haariikaa, her zamanki gibi.

Dipnot: İlk fotodaki elbiseye bayıldımmm. Aslında diğer kıyafetleri de çok beğendim ;)

05 Nisan 2009 Pazar

Biz bugün...




İlk defa babamızsız bi pazar gününe başladık.
Onsuz kahvaltı ettik, hazırlandık, dışarı çıktık.
Köprüyü geçtik, parkları gezdik.
Yürüdük, oturduk, taş attık.
Arada aradık, nispet yaptık.
Ama hep eksik kaldık.

Meğer ne zormuş böyle ayrı kalmak.
Oğluşum sabah kalkar kalkmaz seni sordu gene.
Bu sefer diyemedim oğlum bugün pazar, heyyoo baban evde.
Anlattım.
Hani uçaklar var ya pencereden hep gördüğümüz, ona bindi uzağa gitti baban.
Ama gelicek, gelirkende sana süpriz getirecek.
İstemiyorum süppis dedi.
Babam işe gitti, çalışacak akşam gelicek.
Peki dedim.

Biz alışık değiliz bu duruma da ikimize çok zor geldi.
Öyle 3-5 gün de değil ki, ucu açık bi 10 gün.
Nankörlük de etmemeli tabii.
Ayrılık dediğimiz şey hep böyle olsun.
İşin ucunda sadece bi uçak bileti olsun.