Yazamıyorum çünkü çook çalışıyorum ;P
Yanlış anlaşılmasın çalışıyorum dediysem gözlerim pörtlemiş, sıkıntılar içinde ite kaka sürünür halde değilim ;) aksine şahaneyim büyük bi hevesle yeni filmler izliyorum, kaynak kitaplar okuyorum, habire bişiler karalıyorum hemde sabahın kör saatlerine kadar.
(çalışmak = eğlenmek)
Ama buraya giremiyorum. İşin var diyorum, işine dön ;)
İlk dersten çıktığımdan beri her hücremi kaplayan bi heves, bi huzur var üstümde.
Çok özlemişim yeni şeyler öğrenmeyi, fikir üretmeyi, kafa patlatmayı.
Gerçi şu ara tıkanmış vaziyetteyim ama geçecek diye umuyorum, bakalım.
Giderken ve orada oturmuş beklerken, hatta öncesinde gece yarısı "allahım naptım ben" vazmı geçsem, şimdi orası teenage abidik gubudik tiplerle doludur, ne işim var, çoluk çocua karışmışın otur yahu desemde, dur şu ilk ders bi olsun diye yatıştırdım sürekli kendimi.
Ama itiraf ediyorum her an vazgeçebilcek kıvamdaydım.
Cumartesi oldu bi heves attım kendimi evden, atladım bi taksiye, taksicide bi konuşkan şansıma farketmeden geldik okulun önüne.
Ve eeeee diyorum başka bişi çıkmıyor, Eeeee nolcak şimdi.
Aptallaştım resmen otursam mı, ayaktamı dursam, bişiler mi içsem, sigaraya tekrar mı başlasam.
Bi hışım, sırf hareket olsun diye attım kendimi okulun içine, içerde bi tadilat var ki sorma gitsin. Bahtsızsın kızım sen dedim bu ne, böyle okul mu olur, bu seste sen nah öğrenirsin yazmayı çizmeyi. Sora sora nihayetinde bi yetkili buldum kendime "ki o yetkili soru cevap şeklinde maillaştığım, sorduğum herşeye akabinde aynı şirinlikle cevap vermiş, bu okula pat diye yazılmamda kesin katkısı olan kişi imiş" gerekli evrağı doldurdum, lazım olacakları not ettim, ben sizi toparlıycam hoca gelince talimatını aldım tekrar indim bahçeye.
Hiçkimseyi tanımamanın verdiği huzursuzlukla çöktüm bir yere, diktim gözlerimi yola geleni geçeni dikizliyorum. Önümde kocaman bir grup oturuyor, gittikçe de çoğalıyorlar. Kahkahalar gırla, projeler, fikirler havada uçuşuyor. Çok kıskandım ama belli etmedim, benimde masaya kapanmış uyuyan bir partnerim vardı yani.
Neyse ders saati geldi ve şansıma dünyalar tatlısı bi hoca düştü bize.
Bizden daha hevesli, daha ilk günden "hadiyin koçlarım" hissi veren.
Bildiği herşeyi paylaşacağına inandığım, samimiyetine ilk günden kapıldığım.
Su gibi aktı gitti 4 saatlik ders.
Ders saatinden itibaren okulda çıtda çıkmadı, zaten bitmek üzereymiş tadilat. Süper dimi?
Tek gürültü dışarda oyun provası yapanlardan geliyordu. Allahım nasıl güzel bi his.
Bi kere daha kızdım kendime...
Herşeye rağmen, herkese rağmen eşşek gibi çalışıp gitmeliydim o üniversiteye.
Yan sınıfımızda da büyük usta Ayla Algan oyunculuk dersi veriyor, arada gelip bize de bişiler anlatıyor, bildiklerini paylaşıyor. Sanki ilk günümüz değil yani okulda, sanki herkes birbirini daha önceden tanıyor.
Aklım Can'ımda olsada, orada olmak çok keyifliydi kısaca. Yetmedi. Aç kalktım sanki masadan. Benden bişi çıkmasa bile full time öğrenci olma gibi planlar yapıyorum :))
Yeter bu kadar çalışmam lazım.
Perşembeye kadar bi kısa film fikri bulup, şekillendirmem lazım.
Ve burada söylememem gereken bir iki şey içinde yaratıcı fikirler bulmalıyım.
Öyle bi zorunluluğum olmasa da bulmalıyım. Kendim için, bana iyi geldiği için :)